Hayatta Kalanın Hikâyesi: Dijital Çağın En Kârlı Yanılgısı

Hayatta kalanın hikâyesi, bütün bu soruların üzerini örter. Yalnızca geri dönen uçağı gösterir; geri dönemeyenleri görünmez kılar. Ve her yeni görüntü, o sessizliği biraz daha kalınlaştırır.

Editör
Tarafından
9 Dakika Okuma

Yapay zeka, kripto ve borsa vaatleri etrafında dönen içerik ekonomisi; gerçekte kimin servetini büyütüyor?

Tanıdık bir sahneyle başlayalım.

Ekranda bir yüz belirir. Genellikle genç, çoğunlukla kendinden emin, zaman zaman arkasında beyaz bir tahta yahut ışıklı bir ofis vardır. Hikâye her seferinde aynı dramaturjiyle kurulur: Bir zamanlar o da sıradan biriydi. Sonra bir araç keşfetti; yapay zeka, kripto, borsa algoritması, fark etmez. Hayatı değişti. Şimdi sana bu sırrı öğretmeye geldi. Zaten çok para kazandı; seninle paylaşmak istiyor.

Bu hikayenin iskeletine bakıldığında, kostümlerin dönemden döneme değiştiği görülür: Doksanlarda hisse senedi tüyosu, iki binlerde forex eğitimi, onlu yıllarda kripto, yirmilerde yapay zeka kursları. Araç her seferinde farklı, vaat her seferinde aynı. Ve bu tekrar bir rastlantı değil.

I. Görünenin Gölgesinde Kalan

1943’te ABD Ordusu, İkinci Dünya Savaşı’ndan dönen bombardıman uçaklarını inceliyordu. Gövdeler kurşun deliklerle doluydu: kanatlar, motor çevresi, gövdenin orta bölümü. Mantıklı sonuç şuydu: Bu bölgeler zırhlanmalı. Tam da bu noktada Macar asıllı matematikçi Abraham Wald itiraz etti. “Hayır,” dedi, “zırh bu bölgelere değil, tam tersine, kurşun izi bulunmayan yerlere takılmalı.” Çünkü ortada çok basit bir gerçek vardı: Kuyruk bölümünden ve kokpitten vurulan uçaklar geri dönemiyordu. Analiz edilen uçaklar hayatta kalanlarıydı. Kayıplar, veriyi terk etmişti.

Bu sistematik yanılgıya “hayatta kalanın önyargısı” denir (survivorship bias). Yalnızca başarıyla sonuçlanan örnekleri görür, gözden kaçan başarısızlıklar üzerinden sonuçlar çıkarırız. Sosyal medya sahnesine döndüğümüzde mekanizma birebir aynıdır: Ekranda gördüğümüz yüz, geri dönen uçaktır. Görmediğimiz şey ise kaybedenlerin sessizliğidir; ve bu sessizlik, veri tabanının en büyük bölümünü oluşturur.

II. Algoritmanın Tercihi

Sessizliğin bu denli kalın olmasının bir sebebi var: Platform algoritmaları onu örgütlü biçimde gömüyor.

Dikkat ekonomisinin temel yakıtı umuttur. Bir platform için en değerli içerik, etkileşimi en yüksek içeriktir; etkileşimi en yüksek içerik ise hissî uyarılmayı en çok tetikleyendir. “Yapay zekayla ayda 80.000₺ kazandım” başlığı, “tüm birikimimi kaybettim” başlığından kat be kat fazla tıklanır, paylaşılır, algoritma tarafından yukarı taşınır. Bu bir tarafgirlik değil, sistemin mühendislik tercihidir.

Meta’nın kendi iç araştırmaları, 2021’de The Wall Street Journal tarafından gün yüzüne çıkarılmıştı: Platforma bağlılığı artırmak amacıyla uygulanan algoritmanın, kullanıcıları giderek daha uç ve duygu yüklü muhtevalara sürüklediği belgelenerek görülmüştü. Mekanizma, o tarihten bu yana değişmedi; yalnızca muhteva türleri değişti. İçerik üreticisi algoritmaya uyum sağlar, algoritma bu uyumu ödüllendirir, döngü kapanır. Kaybedenlerin hikâyesi ise sessizce kaybolur; çünkü hem yayılmaz hem de kaybedeni utanç sustururken kazananı, en hafif ifadeyle, “marka değeri” konuşturmaktadır.

III. Herkes Guru Olmak İstiyorsa

Türkiye’ye gelindiğinde, tablonun sosyolojik zemini ayrı bir katman açar.

Türkiye’de 2021-2023 döneminde enflasyon zirve yaptı; TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon 2022 sonunda yüzde seksenin üzerine çıktı. Mevduat faizleri yıllarca negatif reel getiri sundu; sabit gelirli kesimler alım güçlerinin küçük bir kısmını bile koruyamadı. Bu ekonomik atmosfer içinde kripto varlıklar cazip bir alternatif görünümü kazandı. Chainalysis’in 2023 küresel kripto benimseme endeksine göre Türkiye, gelişmekte olan piyasalar arasında kripto kullanımında üst sıralarda yer alıyordu; bu tablo yalnızca teknolojiyle değil, doğrudan ekonomik çaresizlikle ilgilidir.

Bu zeminde “herkes kripto gurusu olmak istiyor” gözlemi bir karikatür değil, somut bir sosyal gerçek hâline geliyor. Ama burada iki soruyu üst üste sormak gerekir.

Birincisi: Herkes olabilir mi?

Hayır — ve bu yalnızca istatistiksel bir gözlem değil, yapısal bir imkânsızlıktır. Kripto piyasaları ya da spekülatif finans araçları büyük ölçüde sıfır toplamlı oyunlardır: Birinin kazancı, büyük oranda başkasının kaybıdır. Eğer katılımcıların tamamı aynı anda “teknik analiz” yaparak aynı yönde pozisyon açarsa, piyasa bu pozisyonu absorbe edecek karşı tarafı bulamaz. Yöntem, çoğunluğun ona inanmasıyla kendi kendini tahrip eder. Herkesin guru olduğu bir piyasada öğrenci biter; öğrenci bitince gelir de biter.

İkincisi: Velev ki herkes olsaydı, ne olurdu?

Bu soruyu bir ân için ciddiye alalım. Çünkü içinde, altta yatan mantığı en çıplak biçimiyle ortaya koyan bir çöküş saklıdır.

Diyelim ki toplumun geniş bir kesimi gerçekten “yapay zekayla pasif gelir elde etmeyi” başardı. Bu gelirin kaynağı ne olacak? Bir ekonomide değer, nihayetinde bir malın ya da hizmetin üretiminden doğar. Üretimi yapan değil de üretimden pay kapma tekniğini bulan kazanıyorsa, bu, pasta büyümüyor, dilimler yer değiştiriyor anlamına gelir. Ve bir teknik ne kadar yaygınlaşırsa, getirisi o kadar erir. Milyonlarca kişi aynı ânda aynı algoritmayı çalıştırdığında, o algoritmanın avantajı sıfırlanır. Bunu bizzat piyasa mekaniği yapar, ahlaki bir yargı değil.

Getirisini koruyan tek şey, tekniği erken benimsemiş olmanın ayrıcalığıdır. Yani bir tür asimetrik başlangıç koşulu. Bu koşul ise yapısal bir eşitsizlikten beslenir; onu çözmez, derinleştirir. “Herkes guru olsun” hayali, yaygınlaştığı anda kendi vaadini imha eder; tıpkı herkesin aynı anda “sakin yoldan gideyim” diye düşündüğünde o yolun tıkanması gibi.

Türkiye’deki kripto mağduriyetleri bu denklemi acı biçimde müşahhaslaştırmıştır. 2021’de patlak veren Thodex skandalı, yalnızca bir borsanın çöküşü değildi; iki milyar doları aşan zarara uğrayan yüz binlerce kullanıcının büyük çoğunluğu, “zaten kaybedecek fazla bir şeyim yok” diyerek girmiş küçük yatırımcılardı. Tam da bu inanç, en tehlikeli risk algısını üretir. Kaybın görünmez sayıldığı yerde kayıp eşiği de ortadan kalkmış demektir.

IV. Asıl Para Nerede Döner

Şimdi en sert soruya gelelim.

Kripto ile gerçekten para kazananların önemli bir bölümü kripto satmıyor; kripto anlatısı satıyor. Kurs, abonelik, sinyal grubu, “özel topluluk,” danışmanlık paketi. Ürün artık bir finans aracı değil, umuttur. Ve umudun üretim maliyeti son derece düşük, kâr marjı ise yüksektir.

Bu model, özellikle düzenleme boşluklarının geniş olduğu dönemlerde hızla büyür. Türkiye’de kripto varlıklara ilişkin kapsamlı düzenleyici çerçeve ancak 2024’te oturtulmaya başlandı; bu tarihe dek faaliyet gösteren sinyal grupları, “eğitim” platformları ve yatırım topluluklarının büyük çoğunluğu herhangi bir denetim mekanizmasına tabi değildi. Platformların küresel ölçekte büyüdüğü de ayrıca belgelenmiş bir gerçek: Global e-öğrenme piyasasının 2027’ye kadar 325 milyar dolara ulaşması bekleniyor ve bu büyümenin en hızlı segmentlerinden biri, “finansal özgürlük” vaadi üzerine kurulu ferdî finans eğitimleridir.

Mekanizmanın içindeki ironiyi görmek zor değil: Guru, yatırım yapmayı değil, yatırım anlatısı satmayı öğretiyor. Öğrenci ise piyasadan para kazanmayı öğrenmek yerine gurudan para kazandırıyor. Her yeni öğrenci bir sonraki olası guru adayı olarak sisteme dahil edildiğinden, döngü kendini durmaksızın yeniden üretiyor.

V. Yapısal Bir Mesele

Bu tablo, ferdî aptallığın ya da naifliğin ürünü değil. Birbirine kenetlenmiş birkaç yapının ortaklaşa inşa ettiği bir ekosistemdir.

Platform algoritmaları umut içeriklerini yükseltir. İçerik üreticileri algoritmaya uyum sağlar. Düzenleyici boşluklar guru ekonomisini korunaklı kılar. Ekonomik kırılganlık ise risk eşiğini aşındırarak bu ekosisteme sürekli taze katılımcı besler. Her bileşen ayrı ayrı ele alındığında kısmen meşru görünebilir; bir araya geldiklerinde, belirli bir kitleyi sistematik biçimde zarara uğratan bir yapı ortaya çıkar.

Bir toplumun önemli bir kesimi gelir güvencesini piyasa spekülasyonunda aramak zorunda hissediyorsa, bu önce sormamız gereken bir ekonomi politikası sorusudur. O kesim doğru soruları sormak yerine ekrandaki yüze inanmayı tercih ediyorsa, bu bir medya okuryazarlığı sorusudur. Ve bu inancı hem mümkün hem de cazip kılan altyapı karşısında hiçbir denetim mekanizması işlemiyorsa, bu bir hukuk sorusudur.

Hayatta kalanın hikâyesi, bütün bu soruların üzerini örter. Yalnızca geri dönen uçağı gösterir; geri dönemeyenleri görünmez kılar. Ve her yeni görüntü, o sessizliği biraz daha kalınlaştırır.

Kaybedenlerin hikâyesi hiç viral olmaz. Çünkü algoritma ona izin vermez; ve biz de, büyük ölçüde, görmek istemeyiz.

Notlar: Abraham Wald’ın survivorship bias analizi, Jordan Ellenberg’in How Not to Be Wrong (2014) adlı çalışmasında ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Meta’nın iç araştırmalarına ilişkin belgeler, The Wall Street Journal‘ın Eylül 2021 tarihli “Facebook Files” haberleri kapsamında kamuoyuyla paylaşılmıştır. Thodex davasına ilişkin ayrıntılar Türk mahkeme süreçleri ve basın takibiyle doğrulanabilir. Küresel e-öğrenme büyüme tahminleri, Global Market Insights’ın 2023 sektör raporuna dayanmaktadır.

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş
Yorum yapılmamış