Sosyal medya platformlarının algoritma önerileri, kullanıcının daha önce baktığı, takip ettiği ve onayladığı içeriklere benzer muhtevaları önceliklendirmek üzere tasarlanmıştır. İzleme süresi ve etkileşim veriyi besler; veri algoritmayı eğitir; algoritma benzer içeriği büyütür. Kısa sürede kişi, kendisinin “seçtiğini” sandığı ama aslında kendisi için kurulmuş bir içerik tünelinin içinde bulur kendisini. Bu tünel yalnızca bilgi değil, dünya görüşü de sunar. Her meseleye ilişkin kimin haklı kimin haksız olduğuna dair hazır bir çerçeve inşa eder. Bunun sonucu yalnızca yanlış bilginin yayılması değil, doğru bilginin de reddedilmesidir. Kişinin ön kabullerine aykırı düşen özgün bir belge yahut görüntü, sorgusuz sualsiz itibarsızlaştırılabilir. Önceden var olan anlatının dışından gelen hiçbir şey hakikat olarak kabul edilmiyorsa, bu durum manipüle edilmiş içerik kadar tehlikelidir.
Kurban mı, fail mi?
Bu süreçte insanlar yalnızca kurban değildir. Algoritmalar aracılığıyla meyilli olunan düşünceler sistematik biçimde beslenir; manipüle edilmiş bilgiler eklektik biçimde devşirilir ve kişi bunları kendi görüşünün kanıtı zanneder. Oysa bunlar büyük ölçüde yankı duvarları arasında inşa edilmiş dayatmalardır.
İki farklı konum öne çıkmaktadır. Birincisi, fail konumuna girenler; analitik düşünceden şuurlu bir şekilde yüz çeviren, doğrulamak yerine yeniden dolaşıma sokmayı tercih eden kullanıcılar. Paylaşmak, yaymak, beğenmek artık pasif bir eylem değildir; yanlış bilginin aktif taşıyıcısı olmak demektir. İkincisi, kurban konumuna düşenler; kendisi için oluşturulmuş bir gerçeklik balonunun içinde, inandığı şeyin hakikat olmadığının farkına varamayanlar.
Bu iki konum arasındaki çizginin bulanıklığı, sorunun en derin buudunu teşkil etmektedir.. Algoritmik yankı odası tam bu bulanıklık sayesinde çalışır. Faili kendini kurban, kurbanı kendini bağımsız düşünen biri gibi hissettirir. Sonuç her iki durumda da aynıdır — yanlış bilginin kitleler arasında kısır bir döngü halinde yeniden ve yeniden üretimi.
İnsan tabiatının refleksi
Asıl mesele şudur. Bu süreç, insanın inanma ihtiyacını istismar eden bir arz-talep ilişkisi üzerinden işler. Arz tamamen yapılandırılmıştır; algoritmalar, platformlar ve içerik üreticileri talebe göre şekillenir. Talep ise insan doğasının en kadim reflekslerinden beslenir.
Dijital çağda bu refleks artık pasif bir suskunluktan ibaret değildir. Saniyeler içinde milyonlarca kez çoğalabilen bir eylemler zincirine dönüşmüştür.
***
Algoritmik yankı odası, dışarıdan dayatılan bir hapishane değildir. Büyük ölçüde içeriden, rıza ile inşa edilir. Bu yüzden ona karşı geliştirilebilecek herhangi bir teknik önlem — doğrulama araçları, platform düzenlemeleri, medya okuryazarlığı programları — sorunun temellerinin yalnızca bir kısmına çözüm üretebilir. Esas mesele, insanın kendi gerçeklik talebini nasıl kurduğuyla ilgilidir.
Teşhis koymak bu yüzden yeterli değil, ama bir yeri var. En azından hangi mekanizmanın içinde olunduğunun görülmesi, o mekanizmaya teslim olmakla eş değildir. Algoritmik yankı odası, farkında olan zihin için daha az verimli çalışır. Bu mütevazı bir iddia — ama dürüst olan da bu kadardır.
